31 MART OLAYI VE YÖREMİZDE FİRARİ İSYANCI ASKERLER
31
MART OLAYI VE YÖREMİZDE FİRARİ İSYANCI ASKERLER
Burhan
AKBAŞ*
Sevgili okurlarım bu
yazımda 31 Mart Vak’ası(Miladi Takvim 13 Nisan 1909) özelinde yöremizde yaşanan
firari isyancı askerler konusunu ele almaya çalışacağım ancak öncelikle 31 Mart
Vak’ası nedir?
Kısaca özetlersek[1]31
Mart Vak’asıOsmanlı Devleti’nin son virajında II. Meşrutiyetin getirdiği
özgürlük ortamına, İttihat ve Terakki yönetiminin baskıcı yönetimine,
Bosna-Hersek’in Avusturya, Girit’in Yunanistan tarafından ilhaklarına ve
Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilan etmesine dolayısı ile bu yerlerin Osmanlı
egemenliğinden resmen çıkmasına, Osmanlı ordusu içinde derinleşen siyasallaşma
ve İttihatçı subayların önemli mevkileri tutup alaylı subayların kapı dışarı
edilmesine, ulemanın kadrolara yerleştirilmesinde sınav getirilmek istenmesi
karşı çıkan İslamcı bir karşı muhalefetin ortaya çıkması ve tabii ki gerek ülke
içinde Ahrar Fırkası ve Volkan Gazetesi çevresinde ete kemiğe bürünen saldırgan
bir muhalefetinin varlığıgereks İngiltere’nin desteğiİstanbul’da tansiyonu
yükseltmiştir. Tüm bunlar olurken muhalif Serbesti Gazetesi’nin Başyazarı Hasan
Fehmi’nin Galata Köprüsü’nde faili meçhul cinayete kurban gitmesi sonrası
düzenlenen cenaze töreninin İttihatçı aleyhtarlığının alenen sergilendiği bir
gösteriye dönüşmesi sonrasında yoğun propaganda etkisi altında kalan ve yeni
rejimden çıkarları zarar görenİstanbul’da bulunan 4. Avcı Taburuna bağlı
askerler başlarındaki subayları etkisiz hale getirerek 12 nisanı 13 nisana bağlayan gece yarısı
isyan etmişler ve Ayasofya önünde toplanmışlardır. Burada kendilerine Beyazıt
ve Fatih Medresesi talebelerinin bazıları da katılarak 3000-4000 kişiye
ulaşmışlardır.Daha sonra bunlara 5, 6, 7. Nizamiye Askerleri ile Beyoğlu Topçu
Alayı’nın bazı askerleri de katılmıştır. İsyancılar kendilerinden dağılmalarını
isteyen ulemadan ve askeriyeden bazı kişilerin uyarılarını da dinlemeyerek bu
kişileri orada öldürmüşlerdir. Halkı isyana çağıran İttihad-i Muhammedi
Cemiyeti’nin aksine Cemiyet-i İlmiye-i İslamiye isyanı desteklemediğini ve
karşısında olduğunu ilan etmiştir.
İsyancılar ilk olarak
Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nı işgal etmişler, silah zoru ile karar yeter
sayısının olmadığı meclisten aşağıda belirtilen taleplerini içeren bir Mebusan
Beyannamesi çıkartıp dönemin Padişahı II. Abdülhamid’e telgrafla bildirmiş ve
kabul ettirmişlerdir.
İsyancıların Mebusan
Meclisi ve Padişah II. Abdülhamid’den talepleri ise şunlar olmuştur:
·
İttihatçıların gensoru ile düşürdükleri
Kamil Paşa’nın tekrar sadrazam olması
·
Ordudaki İttihatçı subayların
değiştirilmesi
·
Tasfiye edilen alaylı (ordu içinde
yetişen-eğitim almamış) subayların orduya geri alınması
·
İttihat ve Terakkinin kapatılması
·
Şeriat hükümlerine uyulması ve isyana
katılan isyancılar için af çıkarılması
11 gün süren ve yüzden
fazla kişinin katledildiği bu isyanın bastırılması, rejimin yani II.
Meşrutiyetin korunması için Selanik’te bulunan Osmanlı’nın II. Ve III.
Ordularından oluşan Hareket Ordusu Hüseyin Hilmi Paşa Kumandasında ve Mustafa
Kemal’in Kurmay Başkanlığında askerler trenle yola çıkarılmışlar ve 19 Nisanda
İstanbul Yeşilköy’e ulaşmışlardır. 22 nisandan itibaren Hareket Ordusunun
kumandanlığı Mahmud Şevket Paşa üstlenmiştir. Yine aynı gün Meclis-i Mebusan
Yeşilköy’de toplanmış ve Hareket Ordusu iki gün içinde İstanbul’un tamamına
hakim olurken bu gerici isyan da bastırılmıştır. İsyana katılanların
cezalandırılması için de Örfi İdare Mahkemesi kurulmuş başta Volkan Gazetesi
sahibi ve isyanın en önemli tetikleyicisi Derviş Vahdeti olmak üzere pek çok
kişi mahkemece idam ettirilmiştir. İsyandan sorumlu tutulan II. Abdülhamid’in
araştırma komisyonu kurulması isteğine karşın kabul edilmeyerek tahttan
indirilmiş ve Mehmet Reşad 27 Nisan 1909
tarihinde Osmanlı’nın yeni padişahı olmuştur. İsyanın bir diğer sorumlusu
olarak görülen ve muhalefetin odağı olan Ahrar Fırkasının pek çok mensubu
İngiltere’nin müdahaleleri sonucu serbest bırakılmıştır. İsyan Abdülhamid’in
tasfiyesi ile birlikte eski Osmanlı bakiyesi pek çok kişi ve kurumunda ortadan
kaldırılmasının aracı olmuştur. İsyan İttihat ve Terakki’yi devletin en etkin
gücü haline getirmiştir.
31 Mart Vak’ası özetle
böyle gelişmiştir. Şimdi bizi ve yöremizi ilgilendiren boyutuna gelecek olursak
31 Mart Vak’asının 11 gün sürdüğünü ve Hareket Ordusu’nun 22 Nisan’da
İstanbul’da isyancılara karşı başlattığı hareketin iki gün içinde başarıya
ulaştığını ve isyanın bastırılıp İstanbul’da huzurun sağlandığını belirtmiştik.
Durum İstanbul için
böyle olsa daisyana katılan askerler hemen İstanbul’un yanıbaşındaki şehirler
için yeni bir tehdit ortaya çıkarmışlardır. Özellikle isyan sonrasında isyana
katılan, kışkırtan ve özellikle de yüze yakın insanın öldürülmesinden sorumlu
olan kişilerin yargılanması için kurulan Örfi İdare Mahkemesi’nin vermiş olduğu
idam cezalarının isyana katılan askerleri endişelendirdiğini ve bir yolunu
bulup İstanbul dışına firar ederek mahkemeden kurtulmaya çalıştıklarını
söyleyebiliriz.
Başbakanlık Osmanlı
Arşivi’nde tespit ettiğim Hareket Ordusu Kumandanlığı’ndan Dahiliye Nezaretine
yazılan2 9 Haziran 1325/12 Temmuz 1909 tarihli ve Hareket Ordusu KumandanıMahmud
Şevket Paşa tarafından imzalanmış olan belgede isyana katılan ve firar eden
askerlerin kaçarken geçtikleri ve ismen ifade edilen yol güzergahları
üzerindeki Gekbüze(Gebze), Kandıra, İzmit, Adapazarı, Eskişehir ve Ereğli’den
geçerlerken üzerlerinde bulunan silah,
cebhane, elbise ve cihazları yüklerini hafifletmek, kılık değiştirmek, para
elde etmek vb. nedenlerle yol üzerlerinde rastladıkları ahaliye verdikleri ya
da yollarda ter ettikleri ifade edilmektedir.
Yine Hareket Ordusu
Kumandanı Mahmud Şevket Paşa sözkonusu belgede isyana katılan ve firar eden
askerlerin terk ettiği eşya ve silahların bu eşya ve silahları alan ahalinin
elinden toplatılması gerektiğine ilişkin Divan-ı Harb-i Örfiye’ninbir kararı
bulunduğunu bu karar doğrultusunda da Dahiliye Nezareti’nin yukarıda isimleri
yazılı mahallerin mülki memurlarına silahların toplatılması ile ilgili acilen
emir göndermesini ve neticesinin de bildirilmesini istemiştir.[2]
Hareket Ordusu
Kumandanlığı’nın bu talebi üzerine hemen üç gün sonra Dahiliye Nezareti
harekete geçmiş ve Hareket Ordusu Kumandanlığı’nın bahsettiği asi ve firari
askerlerin terk ettikleri, belgedeki ifadesiyle ‘şuna buna verdikleri’ eşya,
cihaz ve silahların toplatılması için 2 Temmuz 1325/15 Temmuz 1909 tarihinde
İzmit ve Bolu Mutasarrıflıkları ile İstanbul Şehremanetine emir gönderilmiştir.
Yazı da özellikle İstanbul’un çıkış kapısı niteliğinde bulunan Gekbüze(Gebze)
Kaymakamlığı’na durumun acilen bildirilmesi istenmiştir.[3]
Şimdi 31 Mart
Vak’asının 24 Nisan 1909 tarihinde Hareket Ordusu’nun İstanbul’un tamamında
kontrolü sağlaması ile sonuçlandığını biliyoruz ancak İstanbul için durum böyle
olduğunu kabul etsek bile Hareket Ordusu Kumandanlığı’nın 12 Temmuz 1909
tarihinde Dahiliye Nezareti’ne yazdığı firari ve asi askerler ile ilgili yazısı
isyanın etkilerinin isyanın üzerinden yaklaşık iki buçuk ay geçmiş olmasına
karşın İstanbul’a yakın yerlerde devam ettiğini ifade edebiliriz.
*Tarih Öğretmeni
ve Araştırmacı Yazar. Yazarın Alaplı Tarihi, Ereğli Demir ve Çelik
Fabrikalarının Kuruluşu ve Ereğli Havzası(1960-1980) ve Alaplı’dan Bir Eyüp
Yaman Geçti isimli üç kitabı vardır
[1] Konu ile ilgili
ayrıntılı bilgileri için bkz Sina Akşin,31 Mart Olayı, İmge Yay. , 2015; Ali
Özcan, ‘’31 Mart Vak’ası’’, İslam Ansiklopedisi, TDV İslam Ansiklopedisi, C.
34, s. 9-11,
[2] Başkanlık
Osmanlı Arşivi, Dahiliye Nezareti Mektubi Kalemi,02877.00071.002.001
[3] BOA;
DH.MKT.02877.00071.002.001
Yorumlar
Yorum Gönder